arama

Annabelle Kötülüğün Doğuşu Analizi

  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • Nail ERFALAY
  • 1 Star
    Loading...

Son yılların en başarılı korku filmlerinden “Korku Seansı” (The Conjuring), kendi devam filmi bir yana, başka bir seriye de kaynaklık etti. Modern korku sinemasının zirveleri arasında sayılan James Wan imzalı “Korku Seansı”, filmin baş karakterleri medyum çift Ed ve Lorraine Warren’ın anlattığı doğaüstü bir hikâye ile başlıyordu. Sahiplerinin bir türlü elden çıkartamadığı, kendi kendine hareket eden ve nereye bırakılırsa bırakılsın sürekli eve geri dönen, kötü ruhlar tarafından ele geçirilmiş bir oyuncak bebek üzerineydi bu hikâye.

KÖTÜ BİR RUH BEDEN BULURSA

Söz konusu hikâyedeki bebek, yani Annabelle, 2014 yılında kendi filmine kavuştu. “Annabelle” kendi başına ayrı bir film olduğu gibi, “Korku Seansı” evreninin parçası olarak bu serinin hayran kitlesine de hitap ediyordu. James Wan bu sefer yapımcılık görevini üstlenmişti. Tüm dünyada bu yaz gösterime giren “Annabelle: Kötülüğün Doğuşu” (Annabelle: Creation) hikâyeyi biraz daha başa sarıyor. İlk film Annabelle isimli oyuncak bebeğin 1960’ların sonlarında bir aileye musallat olmasını anlatıyordu. İkinci filmse bizleri 1943 yılına götürüyor. Oyuncak bebek yapan Samuel Mullins (Anthony LaPaglia) ve karısı Esther (Miranda Otto) 7 yaşındaki kızları Annabelle’i yeni kaybetmiştir. Henüz bu kaybın şokunu atlatamamışken, tanımlayamadıkları doğaüstü bir güç onlarla iletişime geçer. Önce kızlarının ruhunun kendilerine ulaşmaya çalıştığı, fiziksel bir forma bürünmeye çalıştığını sanırlar. Samuel’in oyuncak bebeklerinden birisinin içine girmesine izin verdikten sonra hata yaptıklarını anlarlar ama artık çok geçtir. Şeytani bir güç evlerinde, porselen bir oyuncak bebeğin içinde var olmaktadır. Bebeği kızlarının odasına kilitleyerek engellemeye çalışırlar ama yıllar sonra evlerine gelen bir misafir grubu Annabelle’i tekrar serbest bırakır.

Kısa filmleriyle korku festivallerinde dikkat çeken, daha sonra kendi ödüllü kısasından uyarladığı ilk uzun metrajı “Işıklar Sönünce” (Lights Out) ile beğeni toplayan David F. Sandberg, “Annabelle: Kötülüğün Doğuşu”nda yönetmenlik görevini üstlendi. Görüntü yönetmeni ise “Haute tension”dan “Maniac”a son yılların en stilize korku filmlerinde imzası olan Maxime Alexandre idi. “Annabelle: Kötülüğün Doğuşu” son derece olumlu eleştiriler aldı. Sinema yazarları özellikle filmin görsel dünyasına dikkat çekiyor, atmosferi başarıyla kullanan bir korku sineması örneğiyle karşı karşıya olduğumuzu söylüyorlardı. Bu övgüler büyük ölçüde seriye ikinci filmle dâhil olan Sandberg ve Alexander’ın katkıları sayesindeydi. Doğaüstü olaylarla ilgili korku filmlerini sevenleri tatmin edecek “Annabelle: Kötülüğün Doğuşu”, türün yakın dönemdeki eğilimlerinden ziyadesiyle uzakta. Yönetmen Sandberg, seyircisini aşırı şiddet ile şoke etmek yerine gergin bir atmosferle diken üzerinde tutmayı seçmiş ve bunu başarmış. Özetle, uykusuz geçecek geceler pahasına, korku severler için dört dörtlük bir seyirlik Annabelle serisinin ikinci filmi.