arama

THE BFG-İYİ KALPLİ KOCA ADAM Analizi

  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • Nail ERFALAY
  • 1 Star
    Loading...

Bu dünyadan olmayan sevimli yaratıklarla küçük çocukların dostluklarından bahsedilirken, söz dönüp dolaşıp Steven Spielberg’e gelmiyorsa o sohbette yanlış giden bir şeyler vardır. Kariyerinin hatırı sayılır bir kısmını “Farklı olanı da sevin” temennisine ayıran, kutsal ailenin koruyucusu Spielberg’ün ilk bakışta hayli ürkütücü bir devin bir çocuğun yoldaşı olabileceğine inandırdığı “The BFG”, tam da onun dişine göre bir hikâyeyi taşıyor sırtında. Yazar Roald Dahl’ın meşhur çocuk kitabından uyarlanan film, yetişkinler için de güzel sürprizlerle bezeli.

Londra’da bir yetimhanede uykusuz gecelerini gizli gizli kitap okuyarak geçiren 10 yaşındaki Sophie’nin hayatı bir gece içinde değişmek üzere. Tüm şehrin uyuduğu bir saatte, penceresinin dışında dikilen bir devle göz göze gelme gafletinde bulunan Sophie, o dev tarafından kaçırılıp Devler Ülkesi’ne götürülüyor. Elbette dünyanın geri kalanı gibi, böyle bir ülkenin varlığından bile habersiz ve yeni arkadaşıyla zorunlu olarak başladığı yeni hayatı, ağzının şaşkınlıktan bir karış açık kalacağı sayısız detayla dolup taşıyor. Evet, devler gerçekler, insan yiyorlar ve çoğunlukla çok açlar. Devler Ülkesi’nin en dost canlısı devi, Sophie’nin ona verdiği isimle, BFG hariç. BFG, insan yemek yerine onlarla arkadaş olmaktan hoşlanıyor, bir de canlıların rüyalarını kontrol edebiliyor. Sophie’nin varlığını öğrenen ve onu bir lokmada mideye indirmek için sabırsızlanan bir grup kötü kalpli devi engellemeye çalışan BFG, bu macera sırasında güçlü gibi görünenlere boyun eğmemeyi öğrenecek. Sophie ise cesareti ve zekâsı sayesinde, yalnızlığın kaderi olmadığını…

TEKNOLOJİNİN RUHU

Dahl’ın hikâyesini etkileyici şekilde görselleştiren Spielberg ve ekibinin en büyük başarısı, devi canlandıran Mark Rylance’ın hareket yakalama teknolojisiyle filmde birebir var olabilmesini sağlamak, şüphesiz. Rylance’ın mimiklerini BFG’ye geçirirken, seyirciye devin gerçek olmadığını unutturan teknik ekip, inanılmaz bir iş başarıyor. Spielberg bu işlemi, “Mark Rylance’ın ruhunu karaktere geçirmek” olarak açıklıyor. “Mark’ın performansının yüzde 95’ini filmde izleyebiliyorsunuz, çünkü bugünün teknolojisi bunu mümkün kılıyor. Beş yıl önce bu filmi çekemezdik.” Rylance’a gelince, tiyatro sahnesinde uzun yıllar geçirip 2015’te Spielberg’ün “Casuslar Köprüsü” (Bridge of Spies) adlı filmiyle sinemada çıkış yakalayan, hatta En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında Oscar kazanan aktör, yönetmenin demirbaş oyuncularından birine dönüşmüş durumda. Eklemeden geçmeyelim: Steven Spielberg’ü genellikle küçük erkek çocukların kahramanlıklarını hikâye eden bir sinemacı olarak tanırız. Yönetmen bu kez küçük bir kızın dünyaya meydan okumasına aracılık ettiği için çok memnun olduğunu röportajlarında heyecanla vurguluyor.