THE INFILTRATOR-CASUS Analizi

23 Aralık 2017 Cumartesi, 18:50

Kolombiyalı uyuşturucu baronu Pablo Escobar, şüphesiz 20. yüzyılın en amansız ve meşhur gangsterlerinden biriydi. Escobar’ın başında olduğu Medellin uyuşturucu karteli, 1980’lerde başta ABD’ye sevk ettiği kokain ile uluslararası anlamda tek başına inanılmaz bir güce dönüşmüştü. Escobar zirvesini yaşadığı sırada dünyanın en zengin yedinci insanıydı. ‘El Patrón’un 1993’te memleketi Medellin şehrindeki evinin etrafı sarılarak infaz edildiği operasyona giden yolda, hem Kolombiya hem de ABD tarafında yüzlerce kişi çalıştı. Onlardan biri de, Amerikan Gelirler İdaresi Cezai Soruşturma Bölümü’nden Robert Mazur’du.

İŞ ADAMI KILIĞINDAKİ AJAN

Mazur kartelin para aklama ağını çökertmek üzere, bu trafiğin içinde yer almak isteyen bir iş adamı kılığında adım adım örgütün içine sızdı ve para akışının önemli bir noktasına yerleşmeyi başararak Escobar’ın sağ koluna kadar ulaştı. Bizzat Mazur’un yazdığı kitaptan uyarlanan “Casus”, işte bu gizli görevin hikâyesi. Tam da bu sebeple, sıradan bir casus filmi değil. Elimizde yine o ‘eski tanıdık’ var aslında: Mafyaya sızan kanun adamı. Ancak senaryonun para aklama sistemine odaklanışı, filmi aksiyon ve silahlı çatışmalardan güç alan benzerlerinden ayrıştırıyor. Olaylar tıpkı “Miami Vice”ta olduğu gibi 1980’lerin Güney Florida’sında şekillense de, “Miami Vice” dizisinin ‘tiril tiril keten ceketli’, ‘pastel renkli’ macera havasının hayli uzağındayız. “Casus”, kara filmlerden ilham alan bir estetik kurarak, daha ‘pürüzlü’, daha kirli bir dünyanın iç dinamikleriyle tanıştırıyor bizi. Filmin bu karmaşık suç ağının para ayağına bakarken derinlikli gözlemler sunduğu yönlerden biri, olayın göbeğinde yer alanların nasıl hissettiği. Mazur’un görevi yüzünden gerçek hayattaki ailesiyle zor zamanlardan geçişi de, Mazur ile Medellin kartelinin önde
gelenleri arasında süreç içinde gelişen ilişkinin çetrefil ve ikircikli doğası da, “Casus”un görünür kıldığı, seyircinin ilgisini ayakta tutan meselelerden. Yakalanmanın ucundan döndüğü sahneler ise, gerilimin iyice yükseldiği anlar. Zira açığa çıktığı takdirde, telsizin ucunda bekleyen bir özel tim onu kurtarmaya gelmeyecek. Altıncı hissi son derece kuvvetli baronların karşısında yanlış bir mimik ya da jest, bir saniye geç açılan bir çanta gibi küçücük hatalar, sonunu getirebilir.

Sıkı bir performans gerektiren bu başrol, TV        seyircisinin “Breaking Bad” (2008 – 2013) ile tanıyıp sevdiği Bryan                Cranston’da, emin ellerde. Cranston’a eşlik eden oyuncu kadrosu, filmin      çıtasını yüksek tutan unsurlardan. Bu yıl Cannes Film Festivali’nde Fatih      Akın’ın “In the Fade”i ile ödül kazanan Diane Kruger, Kolombiyalı                  oyuncu John Leguziamo ve şimdilerde FOX TV’nin “Star” dizisinde                izlediğimiz, Ayın Filmleri’nden “Girdap”ın kadrosunda da yer alan                  Benjamin Bratt; hepsi harika işler çıkarıyorlar. “Casus”un bu ay öne              çıkan filmler arasındaki asıl bağlantısı ise, “American Made” ile. Bu filmin baş kahramanı olan pilot ve kaçakçı Barry Seal, kısacık bir rolle de olsa “Casus”ta da karşımıza çıkan bir karakter. Her iki filme birden bakınca, bir dönem ve coğrafyanın karmaşık, devasa suç ağının nasıl işlediğine farklı yönlerden tanık olmak mümkün. “American Made” mizahla karışık macera tadıyla zevkli bir seyir vaat ederken, daha önce de gerilimli suç dramlarını yöneten Brad Furman’ın imza attığı “Casus”ta, türün mutlaka aklınızda kalacak, sıradışı bir örneğini bulacaksınız.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz