sv

Barry Seal: Kaçakçı AMERİCAN MADE Analizi

avatar

Yasin

  • e

    Mutlu

  • e

    Eğlenmiş

  • e

    Şaşırmış

  • e

    Kızgın

  • e

    Üzgün

Hollywood’un çizgi roman uyarlamaları ve görkemli seri prodüksiyonlardan başka bir şey düşünmediği bu devirde, “Barry Seal: Kaçakçı” (American Made) gibi filmlerle karşılaşmak hoş şey doğrusu. Klasik Hollywood anlatım modelini bugünün teknik imkanlarıyla birleştirerek izleyicisine katıksız bir seyir deneyimi sunan Doug Liman imzalı “Barry Seal: Kaçakçı”, ticari bir havayolunda pilotluk yaparken CIA tarafından keşfedilen ve kurumun bazı pis işlerini üstlenmek üzere istihdam edilen Barry Seal’ın (Tom Cruise) gerçek öyküsünü anlatıyor.

70’lerin sonunda ticari uçuşların sıkıcı rutinine hapsolmuş görünen ve işinden sıkıldığı her halinden belli yetenekli pilot Barry Seal ile tanıştığımızda, o henüz küçük kaçakçılıklardan para kazanan, kendini gece hayatına vermiş bir adam. Barry’nin sıkıcı yaşamını değiştiren, CIA ajanı Monty Schafer’la tanışması oluyor. Küba puroları kaçırmasını tehdit unsuru olarak kullanıp Barry’yi kendisi için çalışmaya zorlayan Schafer, bu yetenekli ve gözü pek pilotu CIA’in çeşitli operasyonlarında kullanmayı planlıyor. Barry teklife balıklama atlıyor ve kendisine tahsis edilen ‘gezegenin en hızlı çift motorlu uçağı’yla o dönem ‘CIA’in arka bahçesi’ olarak anılan Güney Amerika’ya radar altı uçuşlar gerçekleştirmeye başlıyor. Başlangıçta üstlendiği görevler, tehlikeden görece uzak: Fotoğraf çekiyor; bilgi topluyor; kargo taşıyor vs… CIA’in Barry’den tek bir talebi var: Ne olursa olsun yakalanma! Barry bir süre hayatının en heyecanlı dönemini yaşıyor. Uçağına ateş edilmesi, sık sık düşme tehlikesi yaşaması mesele değil ancak bir sorun var: CIA’in ödemeleri hiç tatmin edici değil. Üstlerine sızlanması sonuç vermeyince kahramanımız pek iyi bildiği işe, yani küçük kaçakçılık operasyonlarına dönüyor. Ancak bu kez kaçırdığı birkaç kutu Küba purosundan fazlası: Adamımız meşhur Medellin Karteli’yle işbirliğine gitmek suretiyle ABD’ye uyuşturucu kaçırmaya başlıyor…

MERAK VE KAHKAHAYA MAHSUS BİR SEYİR

“Bourne Identity” (Geçmişi Olmayan Adam), “Mr. & Mrs. Smith” ve “Edge of Tomorrow” (Yarının Sınırında) gibi kalburüstü filmleriyle tanıdığımız yönetmen Doug Liman’ın imzasını taşıyan “Barry Seal: Kaçakçı”, her yönüyle seyircisini içine çeken, tempolu ve sürükleyici bir film. Gary Spinelli’nin ritmik senaryosundan güç alan yönetmen Liman, daha önce “Yarının Sınırında” filminde birlikte çalıştığı Tom Cruise’la kusursuz bir uyum yakaladığı bu filminde, Hollywood eğlence sinemasının rafine örneklerinden birini ortaya koymuş. Filmin en büyük silahlarından biri de mizah duygusu. Son yıllarda bilhassa “Narcos” dizisiyle üne kavuşan Medellín Karteli ve Pablo Escobar’ın hikâyesine farklı bir açıdan bakma imkanı da sunan bu macera, ilk sahnesinden finaline kadar merakla olduğu kadar kahkahayla da izleniyor. “Barry Seal: Kaçakçı”yı bunca çekici hale getiren, yönetmeni Doug Liman’ın becerisi kadar Tom Cruise’un oyunu elbette. 55 yaşındaki aktör bunca yıl sonra hâlâ nasıl Hollywood’un zirvesinde kalabildiğini kanıtlayacak şekilde filmi sırtlayıp götürürken, yıldız kavramını yeniden hatırlatıyor izleyicilere. CIA ajanı Monty Schafer rolünde Domhnall Gleeson yine işini kusursuz yapıyor. Barry Seal’ın eşini canlandıran Sarah Wright da inandırıcılık sorunu yaşamamış. Yönetmen Liman’ın “Gerçeklere dayanan keyifli bir yalan” olarak tanımladığı ve filmin gösterime girmesinin ardından özellikle ABD’de yeniden keşfedilen Barry Seal’ın öyküsü, izleyiciye koltuktan kalkamayacağı bir 115 dakika vaat ediyor.

Sıradaki içerik:

Barry Seal: Kaçakçı AMERİCAN MADE Analizi