sv

SHOT CALLER-GİRDAP Analizi

avatar

Yasin

  • e

    Mutlu

  • e

    Eğlenmiş

  • e

    Şaşırmış

  • e

    Kızgın

  • e

    Üzgün

Hapishanede geçen, aksiyonla karışık suç dramlarını bilirsiniz. Kendi içinde belli kuralları, klişeleri olan bir alt-türdür. “Girdap” kadar gerçekçi bir yaklaşımı olanına ise, nadiren rastlanır. Filmi taze ve çarpıcı kılan, bu anlamda türün meraklılarını dahi şaşırtan yanı, yakaladığı bu sahicilik. Dublörlükten gelme Ric Roman Waugh, aksiyonu damarlarında hisseden bir yönetmen olarak, sıradan bir suç filmine dönüşebilecek bir öyküyü, suç dünyasının dinamiklerine dair, ‘bıçak gibi kesen’ bir drama dönüştürüyor. Başrolde, “Game of Thrones”un acımasız ve kibirli savaşçısı Jaime Lannister olarak tanıdığımız Danimarkalı aktör Nikolaj Coster-Waldau var.

AYNI ADAM, İKİ KARAKTER

Kaliforniya’da geçen filmde, Coster-Waldau’nun iki karakteri birden canlandırdığı söylenebilir. Biri, karısını (Lake Bell) ve oğlunu seven, mutlu bir aile adamı; aynı zamanda başarılı bir finansçı olan Jacob. Diğeri ise, gözünü kırpmadan her türlü şiddete başvurabilecek sabıkalı çete üyesi Money. “Girdap”, psikolojik bir bölünmüşlüğü yansıtan bu ruh hali üzerine kurulu. Aynı adamdan nasıl olup da birbirine böylesine zıt iki hayat hikâyesi çıkıyor derseniz… Her şey, Jacob’ın, karısı Kate ve en yakın dostu Tom (Max Greenfield) ile birlikte dışarıda geçirdiği, keyif-sohbet dolu bir gecede başlıyor. Jacob’ın direksiyon başındaki bir anlık dikkatsizliği, bir trafik kazasına, kaza ise Tom’un ölümüne yol açıyor. Böylece Jacob, kendini hapishanede buluyor. Üzerindeki suçluluk hissinin ağırlığı tek başına Jacob’ın ruhunda yeterinden fazla yara açarken, hapishanenin koşulları, o güne dek steril bir yaşam sürmüş bu beyaz yakalıyı bir bataklık gibi içine çekiyor. Kaliforniya’nın ağır ceza mahkûmlarıyla dolu hapishane nüfusu için, sadece iki seçenek var: Ya bir kurban ya da bir suçlu olacaksın. Bir çeteye mensup değilsen, hayatta kalmak neredeyse imkansız. ABD’nin kanayan yarası ırkçılık, bu koşullarda kaçınılmaz olarak safların belirleyicisi. Mahkûmiyetinin ilk günlerinde siyahi bir adamın sataştığı Jacob, kendini kısa sürede beyazlardan oluşan bir çetenin içinde buluyor. Ve ruhunu kaybetmiş Money’e olan dönüşümü de, bu noktada başlıyor. Filmin çizgisel olmayan bir kurgusu var. Money’nin hapishane günleri, şartlı tahliye döneminde çete liderlerinin zorlamasıyla kendini içinde bulduğu büyük suç planları ve beyaz yakalı Jacob’ın hikâyesi arasında gidip geliyoruz. Yönetmen Waugh, ağırlığı özellikle cezaevi sahnelerindeki detaylara veriyor.

 

ÇÜRÜK BİR SİSTEM

“Girdap”ın bu anlamda bir gerçekçilik yakalamak için gösterdiği özen, ilk bakışta sıradan görünen bir öyküyü benzerlerinden ayırarak, karakterlerin tek boyutlu olmaktan çıktığı ve hapishane sisteminin sorgulandığı, izleyenlerin mutlaka hatırlayacağı bir film haline getiriyor. Filmin bu yolla baş kahramanı Jacob’ı tüm ahlaki sorumluluktan sıyırdığı sanılmasın. Jacob iyi bir adam mı, yoksa kötü biri mi? İşte bu sorunun cevabını vermiyor film. Kesin olan şeyse, filmin tasvir ettiği hapishane sisteminin, suçluları rehabilite etmek yerine yeni ve daha da cüretkâr suçluları yaratmaya yardımcı olduğu. Deneyimli görüntü yönetmeni Dana Gonzales’in titiz çalışması ve Antonio Pinto’nun filmdeki ‘paranoyak’ ruh halini mükemmelen yansıtan soundtrack’i, “Girdap”ın övgüye değer diğer yanları.

Sıradaki içerik:

SHOT CALLER-GİRDAP Analizi